logo

KURTULMAK İÇİN

Ülkeleri ve toplumları kurtaran temel fikirler, ilk önce beyinlerde
yeşerir, gönüllerde kök salarlar.
Güzel ve saygın olan duygu, düşünce ve hayaller, önce gönülleri
diriltmek ve imâr etmekle işe başlarlar.
Daha sonra da çevreye güller ve değişik değişik çiçekler uzatırlar.
Güzel olan duygular, güzel olan düşüncelere; onlar da güzel olan
davranış ve faaliyetlere kapı açarlar.
Esasında yapılan iş, amel ve eylemlere değer kazandıran te –
mel unsur da bu düşünce ve niyetlerdir.
Ne zaman ki iş, davranış ve faaliyetler güzel gaye ve güzel bir
plana göre şekillenir, iyi bir düzene girerlerse, işte o zaman faaliyetler
güzel bir başarıya ve verimli bir sonuca aday olurlar.
Bu nedenledir ki; amelden önce niyet, amaç ve düşünce yapı –
sının düzenlenmesine ihtiyaç vardır.
Amellere öncülük eden niyet ve düşünceler ne kadar değerli, anlamlı ve saygın olursa, ameller de o oranda anlam ve değer kazanmış
olacaktır.

O halde; amel ve davranışlarımızdaki değeri, saygınlık ve kaliteyi
artırmak istiyorsak; amellerimize temel olan niyet, düşünce ve
amaçlarımızı yüceltmemiz ve yeniden düzenlememiz gerekecektir.

Bu durumda amellerimizi, tutum ve davranış yapılarımızı başkalarının
etki ve baskıları ile değil; bilakis kendimiz, ülkemiz ve insan
lık adına benimsediğimiz temel değerler, temel amaç, metod
ve bakış açılarını esas alarak düzenlemek daha doğru, daha asil
ve daha anlamlı yaklaşım olacaktır.

Aksi halde zayıf bir kimlik ve kişilik yapısına mahkum olmak
durumu ortaya çıkar ki; bu da çevreye odaklı, edilgen bir kimlik
yapısına gömülmek demektir.
Oysa ki çevrenin baskı ve etkileri karşısında,yanlış tepki ve kimlik
yapılarına bürünmeden, kendimize has bakış, düşünüş ve hassasiyet
yapılarımız ile en uygun ve en doğru olan tavır, tutum ve
faaliyetlere yönelmek, büyük düşünmenin tabii bir gereğidir.
Evet büyük düşünmek, büyük başarı ve güzel sonuçlara
yol açan en temel ilkedir.
Büyük adam olmanın sırrı da bunda olsa gerektir.
Büyük insanlar, Peygamberler, Veliler ve Kahramanlar ilhamlarını
çevrelerinin içinde bulunduğu duygusal ve zihinsel paradigmalardan
değil; bilakis sahip oldukları yüksek değer, bakış açısı ve
güzel niyetlerden almışlardır. Bu nedenle de onlar, sosyal psikolojinin
lokomotif kısmında rol almışlardır.
Şurası bir gerçektir ki, bir insanın kendi çıkar ve hırslarını her
şeyin, tüm değerlerin üzerinde görmesi, onlara kul ve köle olması, insan onuru açısından çok acı bir durumdur. Çünkü insan, istese de
kendi başına mutlu, umutlu ve huzurlu bir hayatı yaşaması mümkün
değildir. Mümkün olmayacak bir şeyi amaç edinmek, zihinsel ve kalbi
bir saplantıdan başka ne anlama gelebilir ki?
Bir insan düşünün, kendi toplumu acı ve ızdırap içinde kıvranırken,
onun kendine has çıkar, zevk,lüks ve ihtişama peşinde koşması,
halkın acı ve ızdırabına kulaklarını tıkaması ne kadar doğru olabilir?

Kardeşlerinin yıkılması ve ülkesinin batması esası üzerine yükselen
bir refah, güzel ve saygın bir değere sahip olabilir mi?
Buna imkan ve ihtimal var mıdır?
Toplumun çoğunu yıkan bir ekonomik yapılanma, kimleri yükseltiyor
ise, onlar için bir şeref ve saygınlık kaynağı olabilir mi?
Çoğunluğu yıkarak azınlık bir kesimi yücelten bir ekonomik yapılanmanın ahlaki ve uzun ömürlü olması mümkün olabilir mi?

İnsanı,insanlığı ve kamu vicdanını hiçe sayan bir ekonomik
refahın vicdânî ve insânî bir değeri olabilir mi?
Toplumun adalet ve vicdan bilincini yıkan bir ekonomik yapılanmada
öfke, kırgınlık, kızgınlık ve isyan duygularını bastırmak
mümkün olabilir mi?
Buna imkân var mıdır?
O halde, bencil düşünmek ve davranmak toplumsal ve ruhsal
çöküşün ilk adımı olacaktır?
Bu nedenledir ki,toplumsal ve insanlık düzeyinde düşünmek ve
ona göre vicdanî ve ahlâki ölçülerle davranmak daha doğru, daha
saygın bir hareket olacaktır.Çünkü kendi toplumunu, ülkesini ve insanlığı
sevgi,şefkat ve iyi niyetle kucaklayan bir düşünce yapısı,doğal
olarak tüm insanlığa sevgi ve şefkat dağıtan güzel sonuçlar verecektir.

Bir gemi düşünelim.
Denizin tam da ortasında.
Hava çok fırtınalı, deniz ise çılgın.
Öyle ki gemi de her an batmak üzere.
Böylesi bir durumda gemideki yönetim ve mürettebatın nasıl düşünmesi ve nasıl davranması gerekir?

Şayet bu insanlar, bencil düşünce ve hırslarının kölesi olur da
basit düşünce ve çıkar kavgasına düşecek olurlarsa bütün geminin
güvenliği tehlikeye girmiş olmaz mı?
İşte ülkeler, bölgeler, kıtalar ve bütün dünya; hepsi de birbiri
içinde birer gemi gibidirler.Bu nedenle hepsi de, kendi içinde denge,
düzen, barış, huzur ve refahı yakalamak zarureti ile karşı karşıya
bulunmaktadırlar.
Bu durumda her insan, her grup, her ülke ve her kurumun hayat
ve huzur hakkına saygı duymak ve bu hakları güvenceye almayı
esas ilke olarak görmek gerekmektedir.
Başka ülke, bölge veya toplumlara karşı işgalci veya sömürgeci
bir bakış açısıyla yaklaşmak, doğal olarak insani, vicdani, ahlaki ve hukuki felaketleri doğuracaktır.

Oysa ki başkalarını yıkarak, onların elindeki nimetlere zorla veya
hile ile el koyarak meydana gelecek bir refah, bolluk veya zenginlik
hiçbir şekilde onurlu, saygın ve ahlaki bir zenginlik olmayacaktır.
Peki zenginliğin onurlu, ahlaki ve hukuki olanı varken, negatif
yollarla gelen zenginliğe talip olmak doğru bir tercih olabilir mi?
İşte bugünkü dünyanın belini kıran ekonomik sorunların temel
nedenlerini incelersiniz, bu tür ahlak ve sistem sorunlarının yer aldığını
görürsünüz.
Yürekleri ahlaki ve hukuki ölçülerle donatmaz, sistemleri de ahlaki
ve hukuki ölçülerde düzenlemez isek ekonomik, siyasi ve toplumsal
sorunlarımızı çözmek hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.
Şöyle de demek mümkündür:
Her ülkede güzel ahlak ilkelerini, sosyal adalet ölçülerini ve temel hukuk değerlerini hakim kılmaz, bütün insanlara birinci
sınıf muamelesi yapmaz; insan, rahmet ve adalet merkezli bir devlet, ekonomi ve toplum yapısına yükselmez isek,
sorunlarımıza bilimsel, gerçekçi, kalıcı ve adil bir çözüm bulmak mümkün olmayacaktır.

 

Özetlemek gerekirse;
bütün insanları aynı ALLAH’ın kulu,
aynı atanın torunu,
aynı toprağın meyvesi ve
aynı geminin yolcusu olarak görüp,
herkes hakkında olumlu, yapıcı ve vicdani ölçülerde düşünmek
ve ona göre davranmak kurtuluşun ve yükselişin en temel şartıdır.

 

NOT:
Bu bakış, görüş ve tespitler saf İslami samimiyetin getirdiği temel
yaklaşım biçimleridir. Ancak bugünkü dünya şartlarında derin devletlerin
ve istihbarat ağlarının oynadığı oyunları da dikkate almak ve gerekli
uyanıklık üzere olmak mutlak bir zarurettir.
Bu düşünceleri esas alırken yıkıcı fitne odaklarına karşı da gaflet
içinde olmaktan mutlaka sakınmak gerekmektedir. Bu noktada devlet
ve millet iyi niyetli ve dürüst bir tutum içinde olmayı ilke edinmeli, an-
cak bu görevi kirli oyunlara malzeme sunacak biçimde uygulamaktan mutlaka sakınmalıdır.
ALEMLERİN RABBİ(cc) BUYURDULAR Kİ:
” Sizin içinizden hayra çağıran, iyiliği emredip
kötülükten men eden bir topluluk bulunsun.
İşte kurtuluşa erecek olanlar onlardır. ”
( Ali İmran: 3 / 104 )
” 25- Öyle bir fitneden sakının ki, içinizden yalnızca zulüm yapanlara
dokunmakla kalmaz. Ve bilin ki, ALLAH’ın cezası şiddetlidir.
26- Düşünün ve hatırlayın o zamanları ki, hani bir vakitler siz yeryüzünde güçsüzdünüz, hor görülen bir azınlıktınız.
İnsanların sizi hırpalamasından korkuyordunuz.
Bu halde iken O, sizi barındırdı ve sizi yardımıyla destekleyip
güçlendirdi ve de şükretmeniz için size temizlerinden rızık verdi.”
( Enfal:8/ 25-26 )

Abdü’l-Hamit TEK


Leave a Reply

*

İslami Radyo - Dini Radyo - İlahi Dinle - İslami Sohbet - İslami Bilgiler - Dini Sohbet