logo

ÇOCUK İSTİSMARI

Çok değerli okuyucularım ne acıdır ki yine çocuklarımızla ilgili acı olaylarla yüz yüzeyiz. Çocuk istismarını ve çocuk ilmihalini İslam Dini açısından çocuk mahremiyeti adı altında farklı bir bakış açısıyla inceleyeceğiz.

İslam mahremiyete, yani kişiler arası bedensel sınırların muhafaza edilmesine büyük önem verir. Ev içindeki mahremiyet konusunda dahi bir takım prensipler koyan dinimiz, Müslüman’ın aile hayatını tam bir emniyet altına alarak hissi ve ahlaki dejenerasyonların önüne geçmeyi hedefler. Bu sebeple hem ferdin hem de sosyal hayatın korunması adına, mahremiyete ait pek çok hükümler koymuştur.

MAHREMİYET NEDİR?
Mahremiyet, “haram” kelimesinden gelir ve “haram olma hali” demektir. Herhangi bir şey yasaklanmışsa onu yapmak haramdır. Bu haram olan şey için “mahrem” kelimesi de kullanılır. Yasaklılık haline ise “mahremiyet” denir. Bir anlamda buna dokunulmazlık da diyebiliriz. Haram, mahrem ve mahremiyet kelimeleri, dini hükümlerle ilgili olarak yasak olan her şey için kullanılmıştır. Fakat mahrem ve mahremiyet kelimeleri, özellikle aile hukuku sahasında daha özel bir kullanım kazanmışlardır. Mahremiyet kelimesi insan vücudu için, özellikle cinsel arzulara konu olması açısından kullanıldığında, cinsel dokunulmazlık anlamına gelir. Bu durumda mahremiyet, insan vücudunda bakılması, dokunulması ve hakkında konuşulması haram olan bölgeleriyle ilgili dokunulmazlık halidir.
Türkçemizde mahremiyet kelimesi bu anlamda kullanılmakla birlikte, bu anlamdan hareketle kişinin özel alanı, gizlilik gibi anlamlarda da kullanılmaktadır. İslam’dan önceki cahiliye döneminde insanlar her an istedikleri eve veya odaya izinsiz girebiliyor, gerek aile fertlerinin gerekse başkalarının mahremini görebiliyorlardı. Medineli Müslüman bir hanım günün birinde Rasulullah’ın (s.a.v) yanına gelerek, “Ey Allah’ın Rasulü! Günün her hangi bir saatinde biri kapımdan odama dalabiliyor, görünmek istemediğim bir halde beni görebiliyor. Artık bir ikaz yapsanız da, kimse kimsenin evine, odasına izinsiz girmese, istemediğim bir görüntü içinde iken görmese…” dedi.
Aynı günlerde Hazreti Ömer de (r.a) Rasulullah Efendimiz’in (s.a.v) yanına gelerek, “Ey Allah’ın Rasulü! Beni çağırması için evime gönderdiğiniz çocuk izin istemeden yattığım odaya girdi. Ne kadar toparlansam da beni üzerim açık halde gördü. Keşke Rabbimiz bir yasak koysa da evimize, odamıza izinsiz kimse girmese” dedi. İşte bu ve buna benzer isteklerin çoğaldığı sıralarda Allah-ü Teâlâ (cc) yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bu konuyla ilgili olarak biz inananlara yol haritasını vermiştir:
“Siz ey imana erişenler! Meşru şekilde sahip olduğunuz kimseler, içinizden henüz ergenlik çağına varmamış olanlar, günün şu üç vaktinde, sabah namazından önce, gün ortasında soyunup dinlenmeye çekildiğiniz zaman ve yatsı namazından sonra yanınıza girmeden önce sizden izin istesinler; bu üç vakit mahremiyetinizin korunmasız olabileceği vakitlerdir. Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip çıkmanızda sizin için de, onlar için de bir sakınca yoktur. Allah mesajlarını size işte böyle açıklamaktadır: Çünkü Allah doğru hüküm ve hikmetle buyuran mutlak ve sınırsız bilgi sahibidir!” (Nur Suresi, Ayet 58)
Yüce dinimiz bu ayetlerde aile mahremiyetinin korunmasına dikkat çekmiştir. Çocuğun anne babası üzerindeki hakkı nedeniyle mahremiyet eğitimi ailede başlatılmıştır.
Anne babalar geleceğin büyükleri olan çocuklarına bu mahremiyet anlayışını ve haya duygusunu küçük yaşlardan itibaren kazandırmaya başlamalıdırlar. Günümüzde pek çok ebeveynin ihmal ettiği bir konu olmasına rağmen çocuğa “mahremiyet” duygusunun verilmesi hayati bir öneme sahiptir. Mahremiyet eğitiminde ihmale uğrayan çocuklar dışarıdan kendilerine gelebilecek olan istismarlara karşı savunmasız kalabildikleri gibi ileride kendi cinsel hayatlarını kontrol altında tutmakta da zorlanabilirler. Günümüzde yaşanan sözlü veya fiili taciz olayları karşısında çocukların tepki vermede yetersiz kalışlarının temelinde çoğunlukla ailede kendilerine yeteri kadar mahremiyet eğitiminin verilmeyişi yatar.
MAHREMİYET EĞİTİMİ NEDEN VERİLEMİYOR?
Aile içinde “edep” kavramı çoğunlukla, çocukların anne ve babalarına karşı gelmemeleri, onların sözünden çıkmamaları gibi anlamlar çağrıştırır. Ve “edep” derken cinsellikle ilgili bazı tehlikeler yokmuş gibi davranılır veya bu tür konuların açılması hiç mi hiç uygun görülmez. Ancak anne babaların şunu unutmamaları gerekir ki, çocukları büyümeye devam ediyor. Biz istesek de istemesek de onlar, yaşlarının ilerlemesine paralel olarak cinsellikle ilgili konuları ya duyuyor ya da müşahede ediyorlar. Bundan daha da önemlisi, bir insanın fizyolojik özelliği olarak bu dürtü onlarda gelişiyor. İşte, ailede mahremiyet eğitimi yerinde, zamanında ve metoduna uygun olarak verilmediği takdirde çocuklar hissi dengesizliklerle karşı karşıya kalabilecekleri gibi cinsel istismara karşı da cahil ve savunmasız bırakılmış olurlar.
Kız olsun erkek olsun çocuklara mahremiyet eğitimi verirken, sadece nasihat etmek yeterli değildir. Hatta çok defa cinsel istismara karşı dikkatli olmaları adına “Aman, oğlum/kızım, dışarıdaki kötü insanlara dikkat et, seni alır kaçırır…” türünden korku içeren nasihatler çocuğun ruhunda derin yaralar açılmasına da neden olmaktadır. Böylesi nasihatler çocukların içe kapanmasına ve sosyal çevreden korkup kopmasına neden olabilir. Şu halde çok iyi bilinmelidir ki, çocukların mahremiyet eğitimi tek başına nasihat ile veya korkutmalarla olabilecek bir şey değildir. Ve üzülerek belirtmek gerekir ki günümüz anne babaları kendi çocukları açısından hayati önem taşıyan bu eğitimin nasıl verileceği hakkında yeterli bilgiye sahip değiller. O halde mahremiyet eğitimi nasıl verilmeli?
Bizim mahremiyet eğitimi derken kastettiğimiz, edep sınırlarını zorlayarak her şeyin açık seçik konuşulması değildir. Ancak dünyanın bin bir türlü halinin olabileceğinin çocuğa uygun bir dille anlatılması gerekmektedir. Mahremiyet eğitimi çocuklara en kolay olarak 4-7 yaş arasında kazandırılır. Her anne babanın çocuklarının mahremiyet eğitimi hakkında şu hususlara dikkat etmesi gerekmektedir:
1- Kız ve erkek kardeşler aynı yatakta yatırılmamalıdır.
“Yedi yaşındaki erkek ve kız çocuklarının, erkek ve kız kardeşlerin yataklarını ayırın.”(Cem’ül-Fevâid, 1: 139)
Dârekutnî’de yer alan hadis-i şerifte ise bu yaş sınırı farklı bir şekilde bildirilir:
“Çocuklarınız on yaşına gelince yataklarını ayırınız.” (Sünenü’n-Dârekutnî, 1: 230.)
İmam Nevevî ise bu hadisleri yorumlarken şu hükümleri ifade eder:
“Kız ve erkek çocuklar on yaşına basınca onların yataklarını anne, baba, kız ve erkek kardeşlerinin yataklarından ayırmak vaciptir. Erkeğin erkekle, kadının kadınla aynı yatakta yatmaları aslâ caiz değildir; her biri yatağın birer kenarında olsa bile…” (Feteva’n-Nevevî, s. 215a; İbranim Canan, Hz. Peygamberin Sünnetinde Terbiye, s. 309.)
Ergenlik döneminde ise imkânlar dâhilinde kız ve erkek çocuklarımızın odaları ayrılmalıdır.
2- Çocuklarımızın giyinirken veya mahrem halleri sırasında ayrı bir odaya gitmeleri ve başkası görmeden üstlerini değiştirmeleri sağlanmalıdır.
Ebeveynler ev içindeki kılık kıyafetlerine ve birbirleriyle olan ilişkilerine dikkat etmeli, iç çamaşırıyla gezmemeli veya mahremiyet eğitimine zarar verecek açıklıkta kıyafetler giymemelidir. 4 yaşından itibaren çocuklar ev içi ve ev dışında çıplak bırakılmamalıdırlar.
Ayrıca çocuklarımızın 3-4 yaşından itibaren avret bölgelerinin başkaları tarafından görülmesinin doğru olmadığını adım adım öğrenmesi gerekir. Bu bağlamda evlatlarımızın elbiseleri ve iç çamaşırları avret bölgelerinin kazara görünmeyeceği şekilde seçilmelidir.
3- Yine çocuğumuza kendi bedeniyle anne-babasının ve diğer insanların bedeni arasında sınırlar olduğu anlatılmalıdır. Bilhassa tuvalet ihtiyacını giderirken başkaları tarafından görülmemesi gerektiği belirtilmeli, kapısı kapalı olan banyo veya tuvalete girmeden önce kapıyı mutlaka çalması gerektiğine dikkat çekilmelidir. Anneler çocuklarını yıkarken üstleri giyinik olmalıdır. Çocuğun da kendi avret yerini örtmesi öğretilmelidir.
4- Tuvalet eğitimini kazandıktan sonra çocuğumuzun genital bölgelerine teması azaltmalıyız. Yani üreme organlarına dokunarak, öperek ya da vurarak çocuklarımızı sevmemeliyiz. Tüm bu hususlarda gösterilen hassasiyetlerimiz neticesinde çocuklarımız 4 yaşından itibaren vücudunun belli bölgelerine dokunulmasından rahatsız olacaklardır ki bu istenilen bir durumdur.
Bunu destekleyici olarak biz ebeveynler, bu bölgelerin ne gösterilmesinin ne dokunulmasının ne de konuşulmasının uygun olmadığı şuurunu kazandırmalıyız. Çocukların yanında kaba, argo, müstehcen sözlerin kullanılmamasına özen göstermeli, bunun ayıp ve çirkin olduğu şuurunu kazandırmalıyız. Çünkü bunlar çocukların mahremiyet hassasiyetlerini azaltır ve hayâ duygularını yok eder.
3- Çocuğun şahsiyetine saygı göstermeliyiz. Biz ebeveynler dahi 4 yaşından sonra çocuklarının bedeni üzerinde izinsiz tasarrufta bulunmamalıyız. Zor olsa da onları öpmeden önce izin almaya çalışmalıyız. Yalnızken odalarına girerken izin istemeliyiz. Böylece yavrularımıza, başkalarının odalarına girerken izin istemeleri gerektiğini kolayca öğretebiliriz.
Bizler mahremiyet anlayışını, küçük yaşlardan itibaren çocuklarımıza kazandırmakla yükümlüyüz. Çünkü bu çocuklarımızın hayâ duygusunun gelişmesi için çok önemlidir.
Ayrıca modern psikoloji de çocuklarda sağlıklı bir mahremiyet duygusunun gelişimini gerekli görmektedir. Çünkü mahremiyet şuuruna sahip çocukların istismara uğrama riski daha azdır. Mahremiyet eğitimi sonucunda çocukta bedeninin kendine özel olduğu bilinci oluşur. Kendi farklılığının bilincine varan çocuk ise her türlü istismara karşı kendini koruyabilir.
Ayrıca ilginç bir husus olarak belirtmek gerekir ki; mahremiyet eğitimi almış küçük bir çocuk, kendisine yönelecek bir tehlikenin, tehlike olduğunu fark etmese bile, kazanılmış bir refleks ile o tehlikeden kendisini koruyabilmektedir.
Çocuk, kendisine yönelen anormal davranışın ne anlama geldiğini bilmese dahi, ciddi rahatsızlık duymakta ve o an, o ortamdan uzaklaşmak istemektedir. Ancak mahremiyet bilinci kazandırılmamış ve hayâ duygusu örselenmiş çocukların kötü ortamlara düşme riskleri daha fazla olabilmektedir.
Değerli anneler ve babalar, değerli anne adayları, değerli baba adayları sizlerde birazdan kıymeyli Müberra hocamında bahsedeceği üzere çocuk istismarı ile ilgili hayatımızda çok fazla olaylara rastlayacağız.Bunlara bi şekilde hepimiz şahit oluyoruz.
Hâsılı; insanlık, fıtrat kanunlarına zıt hareket etmenin tokatını yemektedir. İşte son günlerdeki çocuk ölümleri ve taciz vak’aları insanlığa vurulan bir tokat gibi yüreklerimizi acıtmakta ve bizleri geleceğimiz adına endişelendirmektedir.
Beşer ne zaman fıtrat ayarlarına döner, İlâhî prensiplere ve Sünnet-i Seniyyeye uygun bir hayat yaşarsa bu sorunlar çözülecektir. Yoksa istediğiniz kadar kanunlar çıkarın, bu tür vak’aların önüne geçemeyeceksiniz. Öze dönük, ahlâkî yapıya uygun ve Müslüman bir ülkedeki hâkim yapı olan dine muvafık cereyan vermediğiniz takdirde, vicdanları harekete geçirecek formüller uygulamadıkça beşer yoldan çıkacak ve kendi kıyametini koparacaktır.

 


Leave a Reply

*

İslami Radyo - Dini Radyo - İlahi Dinle - İslami Sohbet - İslami Bilgiler - Dini Sohbet