logo

RAHMET HAZİNELERİ

Hazine kavramı, tarih boyunca insanların aklını ve kalbini etkileyen
bir kelime olmuştur. Zira onun içinde insanın nefsine, hayal ve
isteklerine bir çare, bir çözüm vardır.
Büyük paralara sahip olmakla tüm sorunlarını kökten çözeceğine
ve tüm sıkıntılardan bir anda kurtulacağına inanan ve böyle
uman insanoğlu, ya bir hazine ya da bir sürpriz peşinde hayallerini
koşturur durur. Ancak ne zamanki kazara bir hazine veya bir sürpriz
kendisine vuracak olursa, o zaman da ya aklını, ya dengesini, ya
ailesini ya da çevresini kaybeder. Paradan beklediği saadeti bulamadığı
gibi elindeki nimetleri de kaybeder.
Peki, nedir bu gizemli olayların sırrı?
Nedir insanın bu hayalleri ve yaşadıkları.
Şu gerçek çok iyi bilinmelidir ki nimetler de, belalar da ölçülü
gelmeleri halinde insanlar için sabır konusu olabilirler. Ölçünün
üstünde, fazlaca gelmesi halinde insanlar ya aklını, ya da ruhsal
dengesini kaybederler.
Yağmur, tane tane ve ölçülü yağarsa rahmet; bardaktan boşanırcasına
ve fazla yağarsa o zaman da felaket olur.
Bazı insanlar vardır, kuraklıktan kurtulmak için yağmur duasına
çıkarlar. Yağmur isterken ölçüyü kaçırdıkları için de kabul olan duaları,
kuraklığı giderir, ancak bu sefer de yağmur fazlaca yağdığı için
sel felaketi meydana gelir.
Yani yağmurun hiç yağmaması, da çok fazla yağması da insan
için bir felaket nedeni olmaktadır.
Bir başka nokta da, haram olan bir parada insan için huzur,
mutluluk ve sorunlarına çözüm yolu yoktur. Haram yollardan gelen
para ile huzur, saadet ve mutluluğu yakalamak, sorunları çözüme
ulaştırmak mümkün değildir. Çünkü ağlayanın parası gülene yar olmaz.
ALLAH (cc) buna izin vermez. Çünkü, mazlumun inlemesi ile
manevi dengeler bozulur, bundan sonra da felaketler dönemi başlar.
Bu nedenledir ki; hırsızlık, yolsuzluk, içki, kumar, uyuşturucu,
şantaj ve gasb gibi haram yollardan gelecek para ile saadet ve refah
aramak büyük bir hatâdır.
Ancak kendimize döner de sahip olduğumuz gerçek hazineleri
görür, onları en güzel şekilde değerlendirmesini bilirsek, iste asıl hazineler
ondan sonra gelecektir.
Çünkü, şükrü yapılan nimetler, diğer nimetleri peşinden çekip
getirecektir. Bu YÜCE ALLAH (cc)’ın kesin bir vaadidir.
Kendimize dönüp de baktığımız vakit görürüz ki;
Her tarafımız hazine doludur.
Hem de miktarını sayamayacak kadar fazla hazineler!
Sahip olduğumuz organların her biri milyonlarca dolara feda etmeyeceğimiz
kadar değerlidir, bizler için.
Gökte güneş, yerde ateş, gökte yıldız, yerde çiçek, yediğimiz
gıda, içtiğimiz su, aldığımız hava bir karaborsaya düşecek olsa, kaç
insan hayatta kalabilir?
Bu nimetlerin bolca verilmiş olması da bir hazine değil midir?
Ailemiz, çocuklarımız, arkadaşlarımız, akrabalarımız ve nihayet
komşularımız da birer nimet, birer hazine değil midir?

Sadece ciğerlerimize aldığımız hava, karaborsaya düşmüş olsaydı,
ona sahip olmak için elimizdeki tüm paraları feda etmez miydik?
Sadece güneş karaborsaya düşmüş olsaydı, günyüzünü görmek,
güneşle tanışmak, onun ısı ve ışığından istifade etmek için
elimizdeki tüm hazineleri feda etmez miydik?
Peki o halde kullandığımız bu sayısız nimetler mi bizler için
daha büyük hazinelerdir, yoksa hayallerimizi süsleyen hazineler mi?
Daima kullandığımız, etrafımızda bolca bulunan hazinelerin
gerçek sahibi kimdir? Bu hazineleri bizim hizmetimize sunan kimdir?
Zor günümüzde bize bir çay içiren, bir hatır sorup moral veren
kimseye kırk yıl hatır saymayı bir görev bilir ve:
“Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” deriz. Peki çevremizi
kuşatan bunca sayısız nimetlerin, bu sayısız hazinelerin de bizler
için bir anlam ve hatırının olması gerekmez mi?
Bu sayısız hazinelerin de, bizler için bir hatır ve teşekkür borcu
yok mudur?
Tanımadığımız birinden gelen bir selamı, uzanan bir sevgi elini
cevapsız bırakmazken, bizi kuşatan sayısız nimetleri cevapsız bırakmak,
bir nankörlük, bir vefasızlık olmaz mı?
Bizi sevdiğini, bize değer verdiğini bu sayısız nimetlerle ortaya
koyan Yüce Rabbimize karşı bizim de bir teşekkür borcumuz yok
mudur?
Şayet bu teşekkür borcumuzu idrak eder de bu şükrü bütün
türleriyle eda edecek olursak, bu nimetlerin artması, bu hazinelerin
çoğalması kendiliğinden gelmez mi?
O halde şükür ipine sarılacak olursak, Yüce Rabbimizin yardım
ve ihsanı ile bizi daha çok kuşatmasını sağlamış olmaz mıyız? Asıl
hazine de burada gizli değil midir?

Peki ya yüreklerimizde gizli olan mânevî hazinelere ne demek
gerekir?
İman, sevgi, şefkat, rahmet, iyiniyet ve güzel ahlak hazineleri.
Bu hazineler olmasaydı, dünyayı aydın, günlük, güneşlik olarak
görmeye bir güneş yeter miydi?
Bu hazineler olmasaydı, bu dünyanın neşe ve huzurunu yakalamamız
mümkün olur muydu?
Bu hazineler olmasaydı, dünyadaki güzellikleri, nimetleri görmemiz
ve şükre sarılmamız mümkün olur muydu?
Bu hazineler olmasaydı, ahirette cennete gitme imkânımız olabilir
miydi?
O halde, asıl hazinelerin neler olduğunu tekrar düşünmek ve elimizdeki
büyük hazinelerin kadrini çok iyi bilmek, onlar için de gerekli
şükür ipine sımsıkı sarılmak en doğru yol olacaktır.
Kim ki şükür ipine sımsıkı sarılacak olursa, yüreği olumsuz ve
yıkıcı olan duygu, düşünce ve vesveselerin baskısından kurtulacak,
olumlu ve güzel düşünmenin huzuruna ulaşacaktır. Şükreden
bir kalbin bunalması, sıkılması ve kaygıları kendiliğinden gidecek;
sevinç, mutluluk ve güzellikler de kendiliğinden gelecektir. Bunun
dışında YÜCE ALLAH (cc)’ın ikramı ve ihsanı da buna eklenecek,
insanın mutluluk, huzur ve refahı daha da artmış olacaktır.
O halde sorunlarımızı çözmek, imkânımızı artırmak, YÜCE
ALLAH (cc)’ın yardımına ve ihsanına daha çok ermek istiyor isek,
elimizdeki nimetlerin şükür borcunu düşünmek ve bunun gereğini
yapmak en sağlam yol olacaktır.
Yapılan şükür ve duâ, bir taraftan içimizdeki huzur ve mutluluğun,
diğer taraftan da dışımızdaki nimetlerin artmasına yol açacaktır.

Ne mutlu!
Elindeki ve çevresindeki nimetleri görüp de bunlar için şükür
secdesine kapanmasını bilenlere!
Ne yazık!
Elinde olmayan nimetleri düşünerek, elindeki nimetleri de inkar
eden, bundan sonra da YÜCE ALLAH (cc)’ın gazabına uğrayanlara!
“ALLAH’ım!
Bizleri verdiğin sayısız nimetleri gören ve sana şükreden kullarından
eyle.” Amin, Amin, Amin.

Abdü’l-Hamit TEK


Leave a Reply

*

İslami Radyo - Dini Radyo - İlahi Dinle - İslami Sohbet - İslami Bilgiler - Dini Sohbet