logo

METAFİZİK ALEM

Yaşadığımız dünyanın bir görünen, bir de görünmeyen yüzü
vardır. Görünen yüzü ile dünya bir türlü, görünmeyen yüzü ile dünya
çok türlü bir yapıya sahiptir.
Dünyanın görünen yüzündeki olaylar, görünmeyen yüzündeki
olayların binde biri gibidir.
Örneğin; bu kâinatın bir maddi (fizik) yönü, bir de manevi (metafizik)
yönü vardır.
Kâinatın maddi yönündeki denge, düzen ve olayların perde arkasında,
manevi boyuttaki kanunlar ve değişimler bulunmaktadır.
Televizyondaki kanalların ve farklı programların arkasında, vericilere
yüklenen görüntüler ve yayınlar olduğunu herkes bilmektedir.
Telefona gelen ses ve konuşmanın arkasında, öbür uçtaki kişinin
ses ve hitabı olduğu bir bilmece değildir.

Her insanın bedeni yanında bir de ruhunun bulunduğu, ölüm
olayının da ruhun bedenden ayrılmasıyla gerçekleştiği artık bilinmektedir.
Beden için, hayat ve hareket kaynağının ruh olduğu, ancak kendi
varlık ve sıfatlarının çoğunu gizemler dünyasında saklı tutmayı da
çok iyi başardığı herkesin malumudur.

İnsanı olumlu ve olumsuz yönde etkileyen gizli güçlere ne demeli?
Örneğin; bir tarafta melek, ruh ve akıl insanı iyiliğe davet ederken,
diğer tarafta şeytan ve nefsin kötülüğe davet etmesi bir tesadüf
müdür? Yoksa, insan için öngörülen büyük sınavın bir gereği midir?
Cami, ilim ve zikir meclislerinin melekler; bar, pavyon ve içki
meclislerinin ise şeytanlar ve zararlı varlıklar tarafından kuşatılmış
olması bir bilmece midir?
İşlenen günah, zulüm ve ihanetlerin ALLAH’ın gazabını
uyandırdırması, bundan sonra da hesap dışı felaketler
döneminin başlaması bir tesadüf müdür?
İşlenen sevap, iyilik ve hizmetlerin ALLAH’ın rahmetini
uyandırdığı, bundan sonra da hesap dışı lütuf, ihsan ve yardımlar
döneminin başladığı bir bilmece midir?
Bencil ve egemen güçlerden bir kısmı, kendilerine göre bir
takım kirli hesap ve planlar yaparken, YÜCE ALLAH (cc)’ın da
onlar hakkında adil hesap ve planlar içinde olması doğal değil
midir?
Bazı insanlar birbirine tuzak kurarken, bazı insanlar kardeşlerine
zarar verirken, bazı insanlar da ırkçılık adına kin ve kan peşinde
koşarken mânevi şeytanlar ordusunun da bu olaylar üzerinden
peşine düştükleri kirli oyun ve egemenlik planlarını görmezden
gelmek doğru olur mu?

İnsan için şeytandan ve ona destek veren nefisden daha
tehlikeli düşman var mıdır?
İnsanların birbirine düşman olması, birbirine kuyu kazması,
birbirine dünyayı zindan etmesi, şeytanların gizli plan
ve oyunlarının bir sonucu değil midir?
O halde, en tehlikeli ve en sinsi düşmanı iyi tanımak ve
ona karşı gerekli önlemleri almak daha doğru olmaz mı?
Yuvaları dağıtmak, toplumları parçalamak, kardeşleri birbirine
düşürmek ve ten rengi uğruna kalblerin rengini bozmak,
şeytanların birer oyunu, plan ve projesi değil midir?
Bu konuda şeytanlara da, onlara köle olanlara da dikkat etmek
ve onların tuzaklarından korunmaya çalışmak gerekmez mi?
Şeytanların insanlar için kurdukları tuzakları olur da, ALLAH’ın
şeytanlar ve onlara köle olanlar için kurduğu daha büyük tuzakları
olmaz mı?
Şeytanlık yaparak insanlık alemine tuzak kurmak mı, yoksa
insanlık yapıp insanlık aleminin sorunlarını çözmeye çalışmak mı
gerekir?
İnsana yakışan en güzel, en doğru davranış hangisidir?
Şeytana uymak ve dünyayı korkunç bir cehenneme dönüştürmek
mi, yoksa vicdanın ve meleğin davetine uymak ve dünyayı güzel bir
cennet bahçesine dönüştürmek midir?
Bu noktada unutmamak gerekir ki; ş eytana uyanların varacakları
son durak ancak cehennem ateşi olacaktır.
Meleklere ve vicdanına uyanların varacakları son durak ise elbet –
teki sayısız nimetlerle donatılmış olan cennet bahçeleri olacaktır .
Şeytana karşı yeterli tedbir almadan, ona karşı etkin bir
savunma yapmak mümkün olabilir mi?
Mânevi şeytanların kirli planlarını dikkate almadan, onların
sinsi planlarından sakınmak ve de onların tuzağından kendimizi
korumak acaba mümkün müdür?

Peki bu durumda cennete gidip de orada istediğimiz gibi köf –
te kebap yemek mümkün iken, şeytanın peşine takılıp da cehennem
ateşine girmek ve de oradaki timsahlara ve yılanlara kebap
olmaya çalışmak DOĞRU bir tercih olabilir mi?
Metafizik dünyânın hakimiyetini ele geçirme ve oradan
da tüm insanları birbirine düşürme, daha da önemlisi büyük
bir dünya savaşının en vahşi ve de en hain planlarını yapan
şeytanın mı, yoksa insan için daima iyilik ve huzur dileyen
meleklerin mi yanında olmak gerekir?
Şeytanı dinleyip de iç dünyâmızı, dış dünyâmızı ve ah İretimizi
cennete dönüştürmek mümkün olabilir mi?
Şeytan, kendisi için cehenneme giden yolu seçmiş iken,
insan için cennete giden yolu tavsiye etmesine imkân var mı-
dır?
O halde; Yüce RABBİMİZİN , O’nun gönderdiği Rahmet
Elçileri’nin ve yanımızdaki meleklerin dâvetine kalbimizi aç-
maktan daha doğru, daha güzel ve daha güvenli bir yol ola-
bilir mi?
O halde; özet olarak şunu demek mümkündür:

Şeytan ateşten yaratılmış ve ateş yurdu olan cehenneme gitmeyi
tercih etmiştir.
İnsan ise bedeniyle toprak olarak yaratılmış ve dünya arzına
inmeyi murad etmiştir.
Ancak insanın ruhu Yüce ALLAH’tan bir emir, bir nefha olduğu
için en sonunda dönüp varacağı yer Yüce ALLAH olacaktır.
Şayet insan, dünya sınavında doğru tercih yapar da Yüce
ALLAH’ın ve meleklerin davetine uyarsa sevgi, rahmet ve ikram
ile karşılık görecek ve cennete gidecektir.
Şayet insan, bu dünya sınavında tercihini şeytana uymak
ve onun peşine takılmaktan yana yapacak olursa, o zaman da
varacağı yer, şeytanla birlikte cehennem ateşi olacaktır.
Önümüzde iki tercih var:
1- Şeytanın davetine uymak ve onunla birlikte cehennem ateşine
girmek. Orada da ya cehennem ateşine odun, ya da iyice
piştikten sonra timsahlara nefis bir yiyecek olmak.
2- Meleklerin davetine uymak ve onlarla birlikte cennete gir-
mek.Orada da istediğimiz türden her çeşit yiyecekle krallar gibi
ağırlanmak, sınırsız ikramlara layık görülmek.
İşte insanlık aleminin en hassas ve de en önemli tercih noktası
burasıdır.

abdü’l-HAMİD TEK

 


Leave a Reply

*

İslami Radyo - Dini Radyo - İlahi Dinle - İslami Sohbet - İslami Bilgiler - Dini Sohbet