logo

MANEVİ GÜNEŞ

YÜCE ALLAH (cc)’ın gönderdiği İLAHİ KİTAPLAR, insanların
uyanışı ve kurtuluşunu amaçlayan İlahî güneşlerdir.
Öyle güneşler ki;
Gönüller onlarla aydınlanır, gözler onlarla nurlanır, nefisler onlarla
arınır ve ruhlar yine onlarla kanatlanır.
Bu ilahi kitaplar, YÜCE ALLAH (cc)’tan kullarına uzanan BİR
RAHMET ELİ, sevgi ve şefkat kucağıdır.
Kim ki bu RAHMET ELİNİ tutarsa Yüce RABBİ’nin sevgi, rıza
ve dostluğuna ulaşır.
Kim ki bu eli havada bırakırsa, o da şeytan, nefis ve dünya
hayatının oyun ve tuzakları arasında kaybolur gider.
Rabbini kaybeder, kendini kaybeder, kalbini kaybeder ve
nihayet özgürlüğünü kaybeder.
Şayet başına gelen bir bela, bir uyarı veya bir hikmet öğüdü ile
uyanırsa, kurtuluş için bir ümit kapısı açılmış demektir.
Böylece insan nefis, şeytan ve dünya sevgisinin etkisi altına
girer. Onların emri ve otoritesi altında kendini özgürmüş gibi zannederek
hayatını sürdürmeye başlar.

Böyle bir duruma gelmek demek kalbin ölmesi, ahretin yıkılması,
huzur ve mutluluk kapılarının kökten kapatılmış olması anlamına
gelmektedir.
Oysaki dünyanın hiçbir süsü ve hevesi, bu noktaya gelmeyi gerektirecek
kadar değerli ve üstün değildir.
Hiçbir şey kendi özümüzü ve ezeldeki sözümüzü feda edecek
kadar önemli değildir.
O söz ki; daha dünya yaratılmadan önce YÜCE ALLAH (cc) tüm
ruhlara:
“Ben sizin RABBİNİZ değil miyim?” diye sormuş, tüm ruhlar da
“Evet, Ya RAB! Sen bizim RABBİMİZSİN.” cevabı ile O’na büyük
bir söz vermişlerdir.
Bu cevap ile ruhlar RABLERİNE;
“Ya RAB!
Biz seni RAB olarak tanıyor, senin sözlerini, öğütlerini ve
uyarılarını dikkate alacağımıza söz veriyoruz”
şeklinde büyük bir antlaşmaya imza atmışlardır.
İşte bunun içindir ki ruhlar, dünyada ulaştığı hiçbir nimet,
Yok eğer bela ve uyarılara kalbini, ayet ve hikmetlere de kulak
ve kalbini tıkayacak olursa, o zaman da bu kişilerin kalplerinde bir
müddet sonra mühürlenme meydana gelir.
Hem de öyle bir mühürlenme ki; bu noktaya gelen bir insan için
artık düşünme, anlama, uyanma ve vicdanına dönme şansı kalmamıştır.
Zira işlenen günahlar ve tercih edilen yanlışlar, kalbin kimyasını
kökten bozmuş, akıl nefse, nefis de şeytana kilitlenmiş, ruh ise nefse
köle olmuş ve sadece canlılık görevi ile sınırlandırılmıştır.
imkan ve makam ile aradığı huzuru bulamamış, bir karara varamamıştır.
Ta ezelde Elest Meclisi’ nde Yüce RABBİ ile görüşen ve O’nun

eşsiz güzelliğine vurulmuş olan bir ruh için, RABBİNDEN
başkası bir teselli kaynağı olabilir mi?
O’ndan başkasında huzur bulabilir mi?
Buna imkân ve ihtimal var mıdır?
Kendi özünden ve verdiği sözünden ayrılan bir ruh
için nefsine köle ve vicdan azâbına mahkûm olmaktan
başka bir yol kalmış mıdır?
Nefse köle olan bir ruh için, madde güneşleri aydınlatma
görevini icrâ edebilir mi?
Mânâ aleminde güneşleri batan bir ruh için, maddî güneşler
teselli kaynağı olabilir mi?
ALEMLERİN RABBİ OLAN YÜCE ALLAH(cc)
BUYURDULAR Kİ:
“Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye
RABBİN Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini
çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki:
Ben sizin RABBİNİZ değil miyim?
(Onlar da), Evet,(YA RAB! SEN BİZİM RABBİMİZSİN.)
dediler.
Yahut da : «Daha önce babalarımız ALLAH’a ortak koştu, biz
de onlardan sonra gelen bir nesildik (bu yüzden de onların işlediği
yanlışları işledik). Bâtıl işleyerek (bizi peşinden sürükleyen)lerin
yüzünden bizi de helâk edecek misin (ALLAH’IM)?» dememeniz
için (işte böyle yaptık).”
( Araf: 7 / 172-173)
Bu ayet ayrıca büyüklerin peşinden giderken akıl, basiret ve feraset
üzere olunması gerektiğini, yanlış işler yapması halinde onların güzelce
ikaz edilmesi gereği ve onların izinden körü körüne gitmenin yanlış
olduğuna dair açık bir işaret vardır. Dolayısıyla büyüklerin yanlış işlerine
tabi olarak ilahi sorumluluktan kurtulmak mümkün değildir.

Abdü’l-Hamit TEK


Leave a Reply

*

İslami Radyo - Dini Radyo - İlahi Dinle - İslami Sohbet - İslami Bilgiler - Dini Sohbet