logo

GÜZEL BİR DÜNYA İÇİN

Tüm kâinat,
Yüce ALLAH’ın Rahmet
Denizi içinde tıpkı bir gemi gibidir.

Güneş sistemi de kâinat denizi içinde sanki bir gemi
gibidir.
Dünya da güneş sistemi içinde aynen bir gemi gibidir.
O halde, dünya gemisi içinde yer alan bütün insanlar, topluca bir
hedefe doğru yolculuk halindedirler.
Dünya, kendi ekseni etrafında bir teker gibi dönmekte, bir zamandan başka bir zamana doğru sefer etmektedir.
Doğan ölmekte, gelen gitmekte, dünya hiçbir kimseye ebedi yar
olmamaktadır.
Çocukluk, gençlik, yetişkinlik ve yaşlılıktan sonra ölüm ile dünya
hayatı son bulmakta; hiç kimse aradığını tam olarak bulamadan
bu dünyadan göçüp gitmektedir.
İşte bu dünyada tüm insanlık, tek bir ALLAH’ın kulu, tek bir atanın
torunu ve tek bir geminin yolcusu olarak hayatlarını sürdürüp
gitmektedirler.
Ve bu insanlık alemi için en büyük düşman şeytan,
En büyük dost ise ALLAH (cc)tır.
En büyük ihtiyaç, dünyada küresel barış ve güvenlik,
Ahrette ise hesabı kolay verme ve cennete gitme meselesidir.

İnsanlık âlemi; aynı tabiatın üyesi, aynı ALLAH’ın kulu, aynı atanın
torunu, aynı geminin yolcusu ve aynı düşmanın muhatabı durumundadırlar.
O halde; bütün insanlık âlemini kardeş, arkadaş ve komşu kılacak
birçok nedenler var demektir.
O halde; bu insanlık âleminin birbirine karşı değil; bilakis iç dünyalarında
pusu kurmuş olan en azılı düşman şeytana karşı düşman olmaları gerekmektedir.

Bu noktada şeytanın bütün insanlık alemine ve ailesine karşı
başlattığı korkunç savaşı iyi bilmek ve buna karşı gerekli önlemleri
almak gerekmektedir.
Bu konuda semavi dinler arasında ortak bir anlayış belirlemek
mümkün olursa, bazı sorunların ortak değerler ve ortak tutumlar
bağlamında çözülmesi mümkün hale gelecektir.
İslam Dini başka din ve düşüncelere hayat ve özgürlük hakkı
tanıyan bir dindir.
Şayet böyle olmasaydı, Mekke’nin fethinden sonra Müslüman
olmayan herkesin öldürülmesi durumu söz konusu olurdu.
Oysa ki değil Müslüman olmayanların öldürülmesi, bazı önemli
görevler dahi sahiplerine tekrar iade edilmiştir.
Kabe’nin bakım ve korunma görevi bir sülalenin elinde bulunmaktadır.
Kabe’nin anahtarı da onların elindedir. Mekke’nin fethinden
sonra sıra Kabe’nin içine girmeye gelir. Ancak anahtarı elinde
bulunduran Osman bin Talha anahtarı vermek istemez. Zira
İSLAM’IN NURU ile henüz aydınlanmış değildir.
Hz. ALİ (RA) onun elinden anahtarı zorla alır ve ALLAH(cc) RASULUNE teslim eder. Bu sırada şu ayet nazil olur:

” ALLAH, size emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman da adaletle hükmetmenizi emrediyor.

Doğrusu ALLAH, bununla size ne güzel öğüt veriyor!

Şüphesiz ki ALLAH, hakkıyla işiten ve hakkıyla görendir.” ( Nisa : 4 / 58 )

Bu ayet üzerine anahtar Osman’a tekrar iade edilir. Bu ilginç
duruma şahit olan OSMAN, böylesi bir sözün bir insana ait olamayacağını
yakinen görür ve Müslüman olmaya karar verir. Sonra
da dilinden şu sözler dökülmeye başlar:
“EŞHEDÜ ELLAA İLAAHE İLLALLAAH VE EŞHEDÜ
ENNE MUHAMMEDEN ABDUHUU VE RASUULÜH”
NOT: Anlatılan olay dikkatle analiz edildiği vakit iki hususa
dikkat çekildiği görülmektedir:
1- Emanetin ehline verilmesi, 2- Adaletle hareket edilmesi.
İslam Dini, bütün insanların hukukunu korumak ve herkese
iki dünya hayatının imkan ve nimetlerini sunmak için gelmiştir.
YÜCE ALLAH(cc)’ın bütün emir, yasak ve öğütleri kullarının
hukukunu ve faydasını gözetmek üzere bina edilmiştir. Dikkatle ele
alınırsa bütün emirlerin faydalı bütün yasakların da zararlı unsurlar
içerdiği kolayca görülebilir. Bunlar İLAHİ HÜKÜMLERDE hikmet,
rahmet ve adalet boyutları bağlamında ele alınıp incelenebilir.
YÜCE ALLAH (cc) bu inceliğe dikkat çekmek üzere şöyle
buyurmuşlardır:
” 24- Ey iman edenler!
Peygamber sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman,
ALLAH’a ve Resul’e icabet edin.
Ve bilin ki ALLAH, kişi ile kalbi arasına girer.
(yani kalbindekini kişiden daha iyi bilir.)
Ve siz kesinlikle O’nun huzurunda toplanacaksınız.
25- Ve öyle bir fitneden sakının ki, içinizden yalnızca zulüm
yapanlara dokunmakla kalmaz.
Ve bilin ki, ALLAH’ın cezası şiddetlidir.
26- Düşünün ve hatırlayın o zamanları ki, hani bir vakitler siz
yeryüzünde güçsüzdünüz, hor görülen bir azınlıktınız.
İnsanların sizi hırpalamasından korkuyordunuz.
Öyle iken O, sizi barındırdı ve sizi yardımıyla destekleyip
güçlendirdi ve şükretmeniz için size temizlerinden rızık verdi.”
(Enfal:8/24-26)

Abdü’l-Hamit TEK

 


Leave a Reply

*

İslami Radyo - Dini Radyo - İlahi Dinle - İslami Sohbet - İslami Bilgiler - Dini Sohbet