logo

EN BÜYÜK SIR ?

Gözünü aç da bir bak!
Yere, göğe ve tüm kainata dikkat ve ibretle bir nazar et!
İbret ve hikmet nazarıyla tabiat kitabını okumaya çalış.
Güneş ve ay, gece ve gündüz…
Taşlar ve ağaçlar, hayvanlar ve insanlar…
Günler ve aylar, mevsimler ve yıllar…
Ağaçların önce çiçek, sonra da meyve vermesi!
Her şeyin bir eksen etrafında dönüvermesi!
En küçüğünden en büyüğüne, her şeyin
ALLAH’A DOĞRU bir koşturmaca, bir dönüşüm içinde
olması.
Kainattaki bu anlam yüklü olaylar ve unsurlar dikkat ve ibretle
incelendiği vakit görülür ki;
Kâinatın yaratılmasına yol açan en temel unsur SEVGİDİR.
YÜCE ALLAH(cc) tüm kâinatı insan için, insanı da kendisi için
yaratmıştır.
YÜCE ALLAH (cc), daha insanı yaratmadan önce meleklere
ondan bahsetmiş ve insanı kâinata sultan kılacağını ilan etmiştir.
Hatta melekler, insan neslinin dünyada işleyebileceği günah ve
cinayetleri dile getirmek suretiyle, insan adına taşıdıkları büyük
kaygıyı ifâde etmişler, ancak YÜCE ALLAH (cc) da onlara, bu konuda
çok anlamlı cevaplar vermiştir.(1)
Demek oluyor ki; YÜCE ALLAH (cc) daha yaratmadan önce
insana kainattaki en yüksek makam ve rolü yüklemiş, onu sevgi temeli
üzerine yarattığını tüm alemlere ilan etmiştir.

1) Yazının sonunda ilgili ayetler verilmiştir.

Özetlemek gerekirse; YÜCE ALLAH (cc) evrende hiçbir varlığa
vermediği değer ve önemi insana vermiş, onu varlıkların en güzeli,
en özeli ve en üstünü kılmıştır.
Böylece YÜCE ALLAH (cc), insana olan mutlak ve benzersiz
sevgisini açıkça ortaya koymuştur.
Ancak YÜCE ALLAH (cc), insana verdiği bu eşsiz değer ve sevginin
karşılığını da görmek istemiş, bunun için de insanı büyük bir
sınava tabi tutmuştur.
Ayrıca YÜCE ALLAH (cc),insana verdiği eşsiz değer nedeniyle
ona kendi ruhundan bir ruh üflemiş; insanın ruhu ile kendi nûru arasında
özel bir köprü kurmuştur.
Bundan sonra da insan, sadece topraktan yaratılmış bir ceset
olmaktan çıkmış ve ALLAH’IN HALİFESİ olmaya adım atmıştır.
Bu sınavın gerçekleşmesi için de insanı nefis ve şeytan isimli iki
gizli düşmanla birlikte dünyaya indirmiştir.
Hatta bundan daha da ötesi, kendisinden başkası için asla
kabul etmediği secde fiilinin insan adına yapılmasını emretmiş; bu
emre uyan melekleri rahmetiyle kucaklamış, isyan eden şeytanı da
rahmetinden kovmuş, kulluk defterinden silip atmıştır.
Şayet insan, bu imtihan sırrını kavrar da, şeytan ve nefse karşı
çıkar, YÜCE RABBİNİN emir ve rızasını daha üstün görecek olursa,
sınavı kazanmış, cennete ve sayısız ödüllere layık bir mevkiye
çıkmış olur.
Şayet insan, bu imtihan sırrını düşünmez de, dünya hayatının
zevk ve menfaatlerini, mutlak bir gaye olarak görür; şeytan ve nefsin
peşine takılmayı tercih edecek olursa; işte o zaman insan, büyük
imtihanı kaybetmiş ve şeytanla birlikte ateşe gitmeye hak kazanmış
olur.
Yani insan, YÜCE RABBİNİN kendisine verdiği eşsiz değer ve
sevgiye vefa ile karşılık verirse, sınavı kazanır ve mutlak kurtulanlardan
olur.

Nasıl ki YÜCE RABBİMİZ, bize her şeyden çok değer vermişse,
bizler de YÜCE RABBİMİZE (cc) her şeyden çok değer vermeliyiz.
Nasıl ki YÜCE RABBİMİZ, sayısız meleğin bizler için secde
etmesini emretmişse, biz de YÜCE RABBİMİZ için en az o meleklerin
sayısınca secde etmeliyiz.
Nasıl ki YÜCE RABBİMİZ, bizleri en güzel surette yaratmışsa,
bizler de Yüce Rabbimiz için en güzel amelleri işlemeliyiz.
Özetle, insan olarak yaradılışımızın asıl gayesini öğrenmeli, hayatımızı
bu yaradılış gayesine göre düzenlemeliyiz.
O halde; YÜCE RABBİMİZİN ezeli ve eşsiz sevgisini karşılıksız
bırakmaktan sakınmalı, kalbimizde YÜCE RABBİMİZE en yüce
yeri ve değeri vermeliyiz.
Nasıl ki YÜCE RABBİMİZ bizleri evrene sultan kılmış ise, biz –
ler de Yüce Rabbimizi gönüllerimize sultan kılmalıyız.
Yok eğer insan, YÜCE RABBİNİN kendisine verdiği eşsiz
değer ve sevgiye nankörlük ile karşılık verecek olursa, sınavı
kaybeder ve mutlak yıkılanlardan olur.
İnsan olarak yaradılışımızın asıl gayesini araştırdığımız vakit,
bu konuda YÜCE RABBİMİZ(cc)’in şöyle buyurduğunu görürüz:
“Ben, cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler
diye yarattım.” (Zariyat: 51 / 56)
O halde insan ;
Bu dünya hayatını yaşarken kulluk ekseni etrafında hareket
etmeye (2) ve YÜCE RABBİNE karşı daima edep ve saygı üzere
olmaya çalışmalıdır.
Şayet insan, yaradılış amacına uygun bir hayat yaşayacak
olursa, hem RABBİ ondan razı olacak, hem de yüreği vefa, şükür
ve sadakat görevini yapmanın huzuruna ulaşacaktır.

DİPNOTLAR:
(1) 30- ” Bir zamanlar RABBİN meleklere:
“Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti.
(Melekler de):
“Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi
yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni
takdis ediyoruz” demişlerdi. (RABBİN de onlara):
“Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” diye cevap vermişti.
31- ALLAH Âdem’e isimlerin hepsini öğretti, sonra da
onları meleklere gösterip:
“Haydi davanızda sadıksanız bana şunların isimlerini
haber verin bakalım.” dedi.
32- Melekler dediler ki:
“(Ya RAB!) SEN çok yücesin. Bizim, senin bize öğretti –
ğin den başka hiç bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz ki sen
her şeyi hakkıyla bilensin, her işini hikmetle yapansın”.
33- (ALLAH da bunun üzerine):
“Ey Âdem, meleklere o varlıkların isimlerini haber ver.”
dedi. Bu emir üzerine Âdem de onların isimlerini
meleklere haber verince, (ALLAH):
“Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin
açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim”
dememiş miydim?” dedi.
34- Meleklere:
“Âdem’e secde edin!” dedik, onlar da hemen secde ettiler.
Yalnız İblis dayattı, kibirlendi ve inkârcılardan oldu.”
(Bakara Suresi:2/30-34)
(2) Atomdan yıldızlara kadar bütün varlıklarda, tavafta ve
günlük namazlarda görülen dönüş hareketi her şeyde
ALLAHA doğru bir DÖNÜŞ VE YÖNELİŞ HAREKETİ
olduğunu gösterir.

Abdü’l-Hamit TEK


Leave a Reply

*

İslami Radyo - Dini Radyo - İlahi Dinle - İslami Sohbet - İslami Bilgiler - Dini Sohbet