logo

BÜYÜK SEVGİ

Dikkatle incelendiği vakit görülür ki;
Kâinatın yaratılmasına yol açan en temel neden SEVGİDİR.
YÜCE ALLAH (cc) tüm kâinatı insan için, insanı da kendisi için
yaratmıştır.
YÜCE ALLAH (cc), daha insanı yaratmadan önce meleklere ondan
bahsetmiş ve insanı kâinata sultan kılacağını ilan etmiştir.
Hatta melekler, insan neslinin dünyada işleyebileceği günah ve
cinayetleri dile getirmek suretiyle, insan adına taşıdıkları büyük
kaygıyı ifâde etmişler; YÜCE ALLAH (cc) da onlara, bu konuda çok
anlamlı cevaplar vermiştir.(1)
Buradan görülen odur ki; YÜCE ALLAH (cc) daha yaratmadan
önce insana en yüksek makam ve rolü yüklemiş ve onu sevgi
temeli üzerine yarattığını tüm alemlere ilan etmiştir.
Hatta bunlardan daha da ötesi, kendisinden başkası için asla
kabul etmediği secde fiilinin insan adına yapılmasını emretmiş;bu
emre uyan melekleri rahmetiyle kucaklarken, isyan eden şeytanı
da rahmetinden kovmuş, kulluk defterinden silip atmıştır.

Ayrıca YÜCE ALLAH (cc), insana verdiği eşsiz değer nedeniyle
ona kendi ruhundan bir ruh üflemiş; insanın ruhu ile kendi nûru arasında
özel bir köprü kurmuştur. Bu sayede insan, cansız bir ceset
olmaktan çıkmış ve hayat sahibi bir insan olmaya adım atmıştır.

Özetlemek gerekirse; YÜCE ALLAH (cc) evrende hiçbir varlığa
vermediği değer ve önemi insana vermiş, onu varlıkların en güzeli,
en özeli ve en üstünü kılmıştır.
Böylece YÜCE ALLAH (cc), insana olan mutlak ve benzersiz
sevgisini açıkça ortaya koymuştur.
Ancak YÜCE ALLAH (cc), insana verdiği bu eşsiz değer ve sevginin
karşılığını da görmek istemiş, bunun için de insanı büyük bir
sınava tabi tutmuştur.
Bu sınavın gerçekleşmesi için de insanı nefis ve şeytan isimli iki
gizli düşmanla birlikte dünyaya indirmiştir.
Şayet insan, bu imtihan sırrını kavrar da, şeytan ve nefse karşı
çıkar, Yüce Rabbinin emir ve rızasını daha üstün görecek olursa,
sınavı kazanmış, cennete ve sayısız ödüllere layık bir mevkiye çıkmış
olur.
Şayet insan, bu imtihan sırrını düşünmez de, dünya hayatının
zevk ve menfaatlerini, mutlak bir gaye olarak görür; şeytan ve nefsin
peşine takılmayı tercih edecek olursa; işte o zaman insan, büyük
imtihanı kaybetmiş ve şeytanla birlikte ateşe gitmeye hak kazanmış
olur.
Yani insan, Yüce Rabbinin kendisine verdiği eşsiz değer ve sevgiye
vefa ile karşılık verirse, sınavı kazanır ve mutlak kurtulanlardan
olur.
Yok eğer insan, Yüce Rabbinin kendisine verdiği eşsiz değer
ve sevgiye nankörlük ile karşılık verecek olursa, sınavı kaybeder ve
mutlak yıkılanlardan olur.

O halde; Yüce Rabbimizin ezeli ve eşsiz sevgisini karşılıksız
bırakmaktan sakınmalı, kalbimizde Yüce Rabbimize en büyük yer
ve değeri vermeliyiz.
Nasıl ki Yüce Rabbimiz, bizleri evrene sultan kılmış ise, bizler
de Yüce Rabbimizi gönüllerimize sultan kılmalıyız.

Nasıl ki Yüce Rabbimiz, her şeyden çok bize değer vermişse,
bizler de Yüce Rabbimize her şeyden çok değer vermeliyiz.
Nasıl ki Yüce Rabbimiz, sayısız meleğin bizler için secde etmesini
emretmişse, bizler de Yüce Rabbimize sayısız defa secdeler
etmeliyiz.
Nasıl ki Yüce Rabbimiz, bizleri en güzel surette yaratmışsa, bizler
de Yüce Rabbimiz için en güzel amelleri işlemeliyiz.
Özetle, insan olarak yaradılışımızın asıl gayesini öğrenmeli, hayatımızı
bu yaradılış gayesine göre düzenlemeliyiz.
İnsan olarak yaradılışımızın asıl gayesini araştırdığımız vakit,
Kur’an-ı Kerim’in bu konuya açıklık getirdiğini görürüz. Bu konuda
YÜCE RABBİMİZ (cc) şöyle buyurur:
“Ben, cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım.”
O halde insan, bu dünya hayatını kulluk bilinci ekseninde yaşamalı,
Yüce Rabbine hesabını veremeyeceği günahlardan ve amellerden
uzak durmalıdır.
Şayet insan, yaradılış amacına uygun bir hayat yaşayacak olursa,
hem Rabbı ondan razı olacak, hem de yüreği vefa, şükür ve
sadakat görevini yapmanın huzuruna ulaşacaktır.
Böylece insan, aradığı huzuru kendi içinde, yüreğinin derinliklerinde
bulacak, huzur aramak adına sonuçsuz çırpınışlardan kurtulmuş
olacaktır.

Abdü’l-Hamit TEK


Leave a Reply

*

İslami Radyo - Dini Radyo - İlahi Dinle - İslami Sohbet - İslami Bilgiler - Dini Sohbet